Bademcik enfeksiyonu kalbi etkileyebilir!

Posted on by

Yeni Asır’ın haberine göre Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Burhan Oflaz, yaptığı açıklamada, bademcik enfeksiyonunun baş ve karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateşle başladığını söyledi.

Rahatsızlığın daha sonra boğazda yanma ve şiddetli ağrı, ağız kokusu ve yutkunma zorluğu ile belirginleştiğini aktaran Oflaz, en önemli risk etmeninin de okul ve kreşler olduğunu belirtti. Oflaz, bu enfeksiyonların kış ve mevsimsel geçiş dönemlerinde daha çok görüldüğünü vurgulayarak, ”Hastalığa yol açan soğuklar değildir, günlük yaşantımızın daha çok ev, iş yeri, okul, toplu taşıma araçları gibi kapalı ortamlarda geçmesidir. Az havalandırılan ortamlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir kişiden diğerine yayılması kolaylaşır” bilgisini verdi.

Çocuklarda 5-15 yaş aralığında bu enfeksiyonun daha sık görüldüğünü dile getiren Oflaz, ”Çocuklar yılda 2 ya da 3 kez boğaz enfeksiyonu geçirebilir ve erişkinlere oranla daha sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanır. Bu durum kreş, yuva ve okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunduğu ortamlarda bulunan çocuklarda çok daha belirginleşir” diye konuştu.

TEKRARLANAN ENFEKSİYONLAR KALICI HASTALIKLARA YOL AÇABİLİR

Yrd. Doç. Dr. Oflaz, çocuklarda tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonlarının kalıcı hastalıklara yol açabildiğine işaret ederek, şunları aktardı: ”Kalıcı geniz eti büyümesi, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu, orta kulakta sıvı birikmesi ve ileride işitme azlığı gibi kalıcı problemlere yol açabilir. Bunlardan çok daha önemlisi, çocuklarda boğaz enfeksiyonlarının sık görüldüğü için ‘ortalık hastalığı’ olarak düşünülmesi ve aileler tarafından önemsenmemesidir. Bazı çocuklarda ‘beta mikrobu’ ile oluşan boğaz enfeksiyonlarından sonra, bademcik iltihabını izleyen dönemlerde eklem rahatsızlıkları ve kalp kapaklarına zarar veren kalp romatizması oluşabilir. Beta mikrobundan kaynaklanan bademcik enfeksiyonu sonrasında ortaya çıkan kalp romatizması, kalbin her tarafını ve özellikle de kalp kapaklarını tutarak erken dönemde kalp kapak yetersizliğine ve ileride suni kapak takılmasına kadar varabilecek durumlara yol açabilir.”

Çocuklardaki romatizmanın erişkinlerden daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Oflaz, şöyle devam etti: ”Ülkemizde eklem ağrısı yakınması olan bir çocuğa sıklıkla aileleri tarafından ağrı kesici ilaçlar verilmekte ve bu ağrılar yanlışlıkla büyüme ağrısı olarak yorumlanmaktadır. Oysa eklem ağrısı bademcik enfeksiyonu rahatsızlığının bir bulgusudur ve kalp tutulumuna doğru gidişin ilk habercisi olabilir. Maalesef tanı almamış ya da geç tanı almış bazı çocuklarda tüm hayatını etkileyebilecek kalp bozuklukları görülebilmektedir. Bu hastalığın, ülkemizde genç yaşta kalp nedeniyle ölümlerin en sık sebeplerinden birisi olduğunu vurgulamak isterim.”

Oflaz, çocuğunda eklem ağrısı olan ailelerin çocuk hastalıkları uzmanına başvurması, ailelerin çocuklara kendi başına antibiyotik veya herhangi bir ağrı kesici vermemesi gerektiğini söyledi.

Çocukları enfeksiyondan korumanın mümkün olmadığını belirten Oflaz, bulunulan ortamın havalandırılması ve el yıkama alışkanlığı kazandırılmasının riski azaltacağını sözlerine ekledi.

Ani sıcaklık değişimi hasta ediyor!

Posted on by

Yeni Asır’da yer alan habere göre hava sıcaklıklarındaki ani düşüşün enfeksiyon riskini artıracağı belirtildi. İçhastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, yaptığı açıklamada, bir süredir yaşanan ”pastırma yazı” sıcaklarının, yerini yarından itibaren soğuk havaya bırakacağını söyledi.

Vücut fizyolojisinin bu tür ani sıcaklık değişimlerini tolere etmekte zorlandığını anlatan Türk, şunları kaydetti: ”Pastırma yazı olarak tabir edilen günlerin ardından sıcaklığın yaklaşık 10 derece düşecek olması, vücudu enfeksiyonlara karşı daha zayıf hale getirecek. Bu tür hava değişiklikleri en çok akciğer ve boğaz enfeksiyonlarına yol açar. Özellikle şeker, böbrek, kronik akciğer hastaları ile yaşlılar ve çocuklar çok dikkatli olmalıdır. Öncelikle, soğuklara ince, yazlık kıyafetlerle yakalanmamak gerekir. İlk önlem olarak bizi soğuktan koruyacak kıyafetler giymeliyiz. Ayrıca beslenme de büyük önem taşıyor. Turunçgiller ve kışlık yeşil sebzeleri bolca tüketmek, vücudu soğuğa karşı doğal bir kalkan gibi koruyacaktır.”

Ani sıcaklık değişimlerinde hastalanacak riskli gruplar içinde çocukların da yer aldığını ifade eden Türk, şöyle devam etti: ”Çocukların vücut direncini artırmak için sabah mutlaka sıkı kahvaltı yaptırılmalıdır. Çocuklarımızın vücut direncini artırmak için en pratik çözüm; günde bir bardak süt içmelerini sağlamak. Sütün içindeki D vitamini, savunma sistemini müthiş şekilde destekliyor. Ayrıca süt, hem zeka hem fiziki olarak çocuklarımızın sağlıklı gelişimine katkıda bulunan en önemli besin. Bu nedenle okullarda başlatılan ücretsiz süt dağıtımı konusu üzerinde daha fazla durmak gerekiyor. Süte harcayacağımız 1 liranın, ülkemize bin lira olarak geri döneceğini hiçbir zaman unutmamalıyız.”

Otizmle ilgili en yeni araştırma!

Posted on by

Yeni Asır’da yer alan habere göre Profesör Marcel Just ve ekibi, otistik ve otistik olmayan gençlerin beyin görüntülerini inceledi. Katılımcılardan sevmek, aşağılamak, vurmak, hayranlık duymak gibi kelimeleri düşünmelerini isteyen bilim adamları bu sırada gençlerin beyninin 135 küçük bölgesindeki etkinliği araştırdı.

Bilim adamları, iki gruptakilerin beyninde etkin hale gelen bölgelerin çok farklı olduğunu ve bunun da otizm teşhisi koymaya yettiğini vurguladı.

Just, beynin bireyin kendini algılamasıyla ilişkili bölgesinin otistiklerde etkin hale gelmediğini, otistikler için kucaklamak, hayran kalmak, kin duymak gibi duyguları düşünmenin sözlükte bu kelimelerin anlamını okumakla aynı olduğunu belirtti. Araştırmanın sonuçları PLoS One dergisinde yayımlandı.

B3 vitamini işitme kaybını engelleyebilir

Posted on by

Yeni Asır’da yer alan habere göre ABD’de bilim adamlarının yaptığı bir araştırma gürültüye bağlı işitme kaybının vitamin takviyesiyle önlenebileceğini gösterdi. Fareler üzerinde yapılan araştırma, aşırı gürültü nedeniyle kulak salyangozundaki sinirler ve kıl hücreleri arasında bağlantının zarar görmesi sonucu meydana gelen işitme kaybının B3 vitamininin kaynağı olan nikotinamid ribosid (NR) molekülüyle engellenebileceğini ortaya koydu.

Aşırı yüksek sese maruz bırakılan farelere NR veren bilim adamları sinir ve kıl hücreleri arasındaki bağlantının zarar görmediğini, kısa ya da uzun süreli işitme kaybının meydana gelmediğini belirledi.

Ayrıca, vitaminin gürültüden önce veya sonra verilmesinin aynı olumlu etkiyi sağladığı vurgulandı. Bilim adamları NR’nin hücrelerin enerji santrali mitokondrinin işleyişinde önemli rol oynayan SIRT3 proteininin faaliyetini artırarak işitme kaybının önlenmesini sağladığını açıkladı. Cell Metabolism dergisine yayımlanan araştırmanın sonuçları, NR’nin işitme kaybının yanı sıra SIRT3 ile ilişkili yaşa bağlı bazı hastalıkların tedavisine de ışık tutuyor.

Elif Aktuğ yazdı: ‘Öteki diye bir şey var!’

Posted on by

Yeni Asır’dan Elif Aktuğ’un bugünkü yazısı…

Ötekileştirmek kelimesine ne kadar aşinayız değil mi! Her türlü tartışmada dillendiriliyor, ‘Başkalarını (ya da beni, onları) ötekileştirmeyin’ gibi cümleler sarf ediliyor, sinirli sinirli tavırlarla.

Peki, ben size desem ki; öteki diye bir şey vardır. Ve asıl sorun ötekileştirmek değil, ötekini kabul etmemektir! Ne diyeceksiniz…

Ben size göre ötekiyim, siz bana göre, herkes bir diğerine göre ‘öteki’. Ötekileştirmeyin, biz hepimiz aynıyız diye direnenler, ‘ötekileştirme olmasın’ inadında sabitlenenler, ‘Hepimiz aynı olalım, robotlaşalım’ı isteyen berbat bir zihniyetten öte bir şey değildir. Ne diye aynı olalım, ne diye anlatsanıza?

Öteki diye bir şey vardır. Aynı evde yaşayan aynı karından çıkan iki çocuk bile ötekidir bir diğeri için. Bu kötü, rezil, feci, korkulacak bir durum değildir.

Öteki, iyi bir şeydir. Öteki olmasa, biz olmayız; öteki öyle olmasa biz böyle olmayız! Anlaması zor biliyorum, anlayacak bir avuç insan bile olsa, direneceğim.

Asıl dert ötekini kabul etmemek, saymamak, sevmemek; Benim gibi ol seveyim, benim gibi düşün takdir edeyim, benim düşünceme katıl seni var edeyim… Yok, arkadaş; böyle ilkel bir düşünce şekli olamaz. Ötekini kabul etmeden bir adım ileri gidemez ‘bir takım’ sözüm ona kültürel ve siyasal etkinliğe sahip entelektüel topluluk mensubu. ‘Ötekileştirmeyin’ diyen birini duyarsanız ya kaçın oradan, ya da nefesiniz yetiyorsa deyin ki, Ötekinden korkma, öteki diye bir şey var, öteki seni var edendir.

Bu sözüm ona entelijansiya mensubunun en sevdiği kelimelerden biri de ’empati’dir. Ama sadece kelimeyi sever, empati yapmasını değil. Sakın ola onlara dil dökmeyin, anlayamayacaklardır; ama onlar anlamayacaklar diye siz ötekini kabul etmekten vazgeçmeyin.

Ötekini görün, bilin, tanıyın, birlikte yaşayın, anlamaya çalışın, en önemlisi de dinleyin. Olması gereken bu, bu ülkeyi var eden en büyük özellik bu; ötekileri kabul edip birlikte yaşayabilmek. Öteki yoktur diyenler, aslında bir tokat gibi yüzümüze vuruyorlar, sen ötekisin ve seni artık istemiyoruz hissiyatını.

Ötekini, kendinizden ayrı koymayın, ötekini kendiniz gibi bilin. Sizin farkınız bu olsun. Ve unutmayın küçük farklar en büyük değişimlere sebeptir. Tarih bunu defalarca göstermiştir, ötekine de berikine de. Ah bu konu bana, ‘düşünce özgürlüğü yoktur’ diyenlere de bir yazı yazılması gerektiğini hatırlattı, zira düşünce özgürlüğü vardır, elbette söylemediğin/paylaşmadığın sürece…

Anne, papaz nerede?

Günün ve haftanın konusu Milli Eğitim’deki değişiklikler, iki ‘aydın kadın’ konuşuyordu, en çok çocukların ilköğretimde alacakları din dersine karşı çıktıklarıyla alakalıydı sohbetleri…

Şaşırmıyorum bu ülkeye ama şu kısa hikayeyi paylaşmak istedim: Geçtiğimiz yaz bir kır düğününe 5 yaşındaki kızıyla gitmiş bir arkadaş. Arkadaşın kızı bir süre sonra annesine sormuş, Anneciğim papaz ne zaman gelecek?

Fazla uzatmaya gerek yok, yüzde 98’i Müslüman bir ülkede evlatlarını kendi tercihlerine göre yetiştiren bir grup insan korku içinde! Ya çocuklarımız dua öğrenirse, Allah sevgisi, inancı, korkusu bilirse diye mi? Yoksa sittin senedir dile getirilen Şeriat gelecek ve hepimizi kesecekler korkusuyla mı bilemiyorum. Bakıyorum, anlamaya çalışıyorum, üzülüyorum; en çok aydınların haline.

1 2 16 17 18 19 20 21 22 23 24 166 167