Mutfaklara özel öneriler

Posted on by

Mutfak Aydınlatma Fikirlеri

 

Aydınlatmada еstеtik, kеsinliklе ışıklı еlеmanlarla mimari dışı süslеmе yapmak dеğildir. Dоğru aydınlatma ilе şık vе farklı оrtamlar yaratabilirsiniz. Şayеt aydınlığın vе gölgеnin nitеliği, ışığın rеngi vе aydınlık düzеyi dağılımı gibi ögеlеr mimari ilе birlеştiklеrindе muhtеşеm bir bütünlük оrtaya çıkar.escort bayanAydınlatmaya mutfak dоlaplarıyla başlayabilir; gеnеlliklе 35-40 сm еnindеоlan dоlaplarınıza mеrmеr yüzеyе yansıyaсak şеkildе küçük spоt ışıklar yеrlеştirеbilirsiniz. Yеmеk yеnilеn masada mutfak dоlaplarınıza mоntееttiğinizescort istanbul ışıktan daha kuvvеtli bir aydınlatma tеrсih еdеrsеniz akşam yеmеklеrinizdе hоş bir istanbul escort ambiyans yaratabilirsiniz. Işıklandırma kоnusunda kullanaсağınız ışık türü, halоjеn ya da sоğuk ışık da dеdiğimiz flоrеsan aydınlatma da оlabilir.

Eğеr mutfağınız günеş almıyоr vеya apatman bоşluğuna bakıyоrsa üzülmеyin оnun da çarеsi var; dışarıya gizli bir ışıklandırma yaparak mutfağınızı güzеl bir şеklidе aydınlatabilirsiniz. Mutfakta kullandığınız еv alеtlеrinin (buzdоlabı,bulaşık makinеsi vs.) yеrlеrini dеоrtamdaki ışığa еngеl оlmayaсak şеkildе yеrlеştirmеlisiniz. escortBu еv еşyalarının bоyutları kadar rеnklеri dе önеmli. Gеniş bir mutfakta kоyu rеnktееşyalar mеkana muhtеşеm uyum sağlarkеn, aynı şеyi küçük mutfaklar hakkında söylеyеmеyiz çünkü küçkü еbatlı mutfaklarda amaсımız mümkün оlduğunсa kullanışlı bir оrtam yaratmaktır vе bu оrtam da anсak dоğru büyüklük vе rеnktе kullanılan еşya vе dоğru aydınlatma ilеоlur.

Bilgisayar başında çalışanlar, dikkat!..

Posted on by

Türkiye Gazetesi’nde yer alan habere göre boyun fıtığı ile ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Göker, bu ağrıların dikkate alınmadığı takdirde bir çok sağlık problemine neden olabileceğini, yapılan araştırmalar, her 10 kişiden 8’inin hayatının bir döneminde omurga ağrısı çektiğini gösterdiğini söyledi.

CERRAHİ GİRİŞİMLER BU GÜN HIZLA GELİŞMEKTEDİR

Boyun bölgesinde toplamda 7 adet omurga bulunduğunu hatırlatan Dr. Göker, “Her 2 omurga arasında 1 adet disk adı verilen, kıkırdak dokudan oluşan yapılar ve diskin içerisinde jöle kıvamında bir yapı mevcuttur. Diskin sağlam olan dış halkası yırtılır ise içerisindeki jöle kıvamındaki yapı yırtıktan dışarı çıkar ve omurilik kanalı ve sinir köklerini sıkıştırmaya başlar. Bu tablo boyun bölgesinde görüldüğünde boyun fıtığı olarak adlandırılır. Bu durum boyun ağrısı ile birlikte, omuzdan başlayan ve kola vuran ağrılara ve kolda kuvvetsizliğe neden olur. Boyun fıtığı tedavisinde yatak istirahati, boyunluk takılması ve ilaç tedavisine rağmen, ağrısı geçmeyen, sosyal yaşantısı etkilenen ve kolda ciddi kuvvet kayıpları (felçler) ortaya çıkan hastalarda uygulanan cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmektedir. Yapılan cerrahi müdahaleler sonucunda hasta kısa sürede günlük yaşantısına geri dönebilmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalarda ise ağrılar ve felçler kalıcı olabilmektedir” diye belirtti.

ANİ VE TERS HAREKET YAŞANMASI SONUNDA BOYUN FITIĞI RİSKİ ARTAR

Risk faktörleri ve risk grupları hakkında bilgi veren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Tuncer Göker, “Boyun fıtığının görülme sıklığı yaş ile birlikte artar. Sigara içilmesi de boyun fıtığı riskini yükseltir. Araç içi trafik kazası sonrası başın ani olarak öne arkaya hareketi gibi boyunda ağır, ani ve ters hareket yaşanması sonunda boyun fıtığı riski artar. Sekreterler, bankacılar, sınava hazırlanan öğrenciler gibi masa başında özellikle baş öne eğik olarak uzun süre çalışılan meslekler risk grubundadır. Ayrıca dejeneratif (yıpranmış) diski olanlar, kemik erimesi görülenler, boyun travması veya spor yaralanması geçirenler risk grubunda yer almaktadır” dedi.

MEDİKAL TEDAVİ İLE İSTİRAHAT VE SERVİKAL COLLAR (BOYUNLUK) TAKILMASI

Boyun fıtığının tedavi yöntemleri hakkında da bilgi veren Dr. Göker, “Tedavi planında özellikle başlangıçta boyunluk kullanmak ve ilaç tedavisi çok önemlidir. Omurgalar arasında yırtılan ve omurilik ve sinirleri sıkıştıran kıkırdağın yapısı ciddi oranda su içerir. Hareketsizlik ve istirahat altında yırtılan kıkırdağın su içeriğinin emilmesiyle, kıkırdağın hacmi küçülür ve sinire olan bası azaltır. Bazı ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların kullanımından hastalar ciddi oranda fayda görür. Ancak boyun fıtığı nedeniyle kullandığımız bütün ilaçların uzun süreli kullanımı, özellikle karaciğer fonksiyonlarını bozmakta ve mide ülseri gibi hastalıkları tetiklemektedir. İlaç kullanımları mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır” diye belirtti.

AMELİYAT KARARI NE ZAMAN VERİLİR?

Fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemlerini de anlatan Dr. Göker, açıklamasını şöyle sürdürdü;
“Boyun fıtığı sonucu oluşan kas spazmı ve ödemi çözmek ve fıtık nedeniyle oluşan sinir basısını bir miktar azaltmak için fizik tedavi egzersizleri uygulanır. Fizik tedavi egzersizlerin de amaçlanan; boyun kaslarının gücünü arttırarak, omurganın kemik sitemine düşen gücün dengeli dağılımını sağlamaktır. Cerrahi Tedavi ise yırtılan yastıkçığın, sinirlere ve omuriliğe olan basısını ortadan kaldırmayı amaçlar ve farklı cerrahi müdahale teknikleri kullanılarak boyun fıtığı tedavi edilir. Peki ne zaman cerrahi tedavi yapılmalı? Hastayı sosyal, iş ve aile yaşantısında zora sokan ilaç tedavisine ve istirahatlere cevap vermeyen ağrılar varsa ve hasta bu rahatsızlıktan çokça şikâyetçi ise, kolda ortaya çıkan kuvvetsizlik, duyu kaybı, çekilen MR’da, şikâyetleri net olarak açıklayan boyun fıtığının izlenmesi durumunda. Omurilik basısına neden olan santral disk hernisi; total veya kısmi omurilik zedelenmesi varsa. Takip edilen hastada ilerleyici veya ani belirgin kuvvet kaybı oluşursa, koldaki şikâyetlere ek olarak servikal MR’ı da omurilikte boyun fıtığının omuriliği belirgin derecede sıkıştırmasına bağlı omurilik zedelenmesi izleniyorsa, medikal tedavide yetersizlik, ısrarcı boyun, kol ve baş ağrısı varsa, ameliyat kararı hastanın yakınmalarının şiddetine göre verilir veya hasta takibe devam edilir.”

Kontrolsüz diyabet gözden de vuruyor

Posted on by

Türkiye Gazetesi’nden Ziyneti Kocabıyık’ın haberine göre kontrol altında tutulamayan diyabetin en önemli sonuçlarından biri de körlük. 15 yıldır diyabet hastası olan kişilerin yaklaşık %75’ini etkileyen göz hasarı bulanık görme ile başlıyor ve zamanında teşhis edilmezse körlüğe kadar varan görme kayıplarına yol açıyor.

İstanbul’da düzenlenen 14. Retina Akademisi Kongresi’nde konuştuğumuz Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı ve Ankara Hacettepe Üniversitesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bora Eldem diyabet hastalarının hiçbir şikayeti olmasa bile yılda en az bir defa göz dibi muayenesi yaptırması gerektiğini belirterek, “Erken tanı ve tedaviye yeni katılan anti-VEGF ilaçlarla, diyabetik retinopati adını verdiğimiz hastalığın ilerlemesi durdurulabiliyor ve görmede artış sağlanabiliyor” dedi.

ERKEN TEŞHİS EDİLEMİYOR

Retina hastalıklarının ülkemiz için önemli bir problem olduğunu söyleyen Eldem, şöyle devam etti: “Türk toplumunun yaşlanması ile giderek artan oranda gözüken sarı nokta hastalığı ve ülkemizde yaklaşık %14’lük bir görülme sıklığına sahip diyabetin yol açtığı görme kaybı, göz sağlığımızı tehdit ediyor. Ne yazık ki, körlüğe sebep olan bu hastalıkların belirtileri çok önemsenmediği için erken teşhis edilemiyor ve hastalar bize gözlerinde geri dönülmez hasarlar meydana geldiğinde ulaşıyorlar”

UÇUŞAN NOKTACIKLAR

Diyabetin henüz belirti vermediği dönemde de göze zarar verdiğini söyleyen Prof. Dr. Eldem, gözden gelen sinyallere karşı uyanık olunması gerektiğini belirterek, diyabetik retinopatinin belirtilerini şöyle sıraladı:
-Bulanık ve çift görme
-Gözde yanıp sönen ışıklar
-Koyu renkli ve uçuşan noktalar
-Gözlerde ağrı ve şişkinlik hissi
-Baktığınız alanın kenarlarında görme kaybı

DÜZ ÇİZGİLERİ KIRIK GÖRÜYORSANIZ

50 yaş üzerinde her 4–5 kişiden birisinde, 85 yaşında ise her iki kişiden birisinde sarı nokta hastalığı olarak bilinen yaşa bağlı makula dejenerasyonu belirtilerinin görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Eldem, “Bazen bir gözde ileri derecede görme kaybı olduğu halde öteki göz yıllarca sağlam kalabilmektedir. Ancak her iki göz birden etkilenirse okurken veya çalışırken zorluk hissedilmeye başlanır. Hastalığın ilk belirtilerinde kişi düz çizgileri yamuk görmeye başlar. Örneğin pencere camına ya da televizyona bir göz kapatılıp diğeriyle bakıldığı zaman, camın ya da televizyon camının kenarının eğri görülmesi, ilk belirti olarak anlaşılmalıdır. Hastalığın diğer belirtileri arasında merkezde siyah nokta görme ve görmede bulanıklık yer almaktadır” dedi.

KÖRLÜĞE KÖK HÜCRE

Daha önce tek tedavisi lazer olan retina hastalıklarında şu anda göz içine yapılan iğne tedavileri ile görme kaybının durdurulduğunu ve erken teşhis edilip tedaviye başlandığında, kaybedilen görmenin belirli oranda geri getirildiğini belirten Prof. Dr. Eldem, “Anti VEGF tedaviyi 1-2 ay aralıklarla tekrarlamak gerekiyor bu nedenle daha uzun etkili tedavi yöntemleri arayışları devam ediyor. Gen tedavileri ve kök hücre tedavileri de bunların içinde yer almaktadır. Öncelikle genç ve yaşlılarda görülen sarı nokta hastalığı ve tavuk karası hastalığında denenmektedir” dedi.

Bademcik enfeksiyonu kalbi etkileyebilir!

Posted on by

Yeni Asır’ın haberine göre Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Burhan Oflaz, yaptığı açıklamada, bademcik enfeksiyonunun baş ve karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateşle başladığını söyledi.

Rahatsızlığın daha sonra boğazda yanma ve şiddetli ağrı, ağız kokusu ve yutkunma zorluğu ile belirginleştiğini aktaran Oflaz, en önemli risk etmeninin de okul ve kreşler olduğunu belirtti. Oflaz, bu enfeksiyonların kış ve mevsimsel geçiş dönemlerinde daha çok görüldüğünü vurgulayarak, ”Hastalığa yol açan soğuklar değildir, günlük yaşantımızın daha çok ev, iş yeri, okul, toplu taşıma araçları gibi kapalı ortamlarda geçmesidir. Az havalandırılan ortamlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir kişiden diğerine yayılması kolaylaşır” bilgisini verdi.

Çocuklarda 5-15 yaş aralığında bu enfeksiyonun daha sık görüldüğünü dile getiren Oflaz, ”Çocuklar yılda 2 ya da 3 kez boğaz enfeksiyonu geçirebilir ve erişkinlere oranla daha sık üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanır. Bu durum kreş, yuva ve okul gibi çok sayıda çocuğun bir arada bulunduğu ortamlarda bulunan çocuklarda çok daha belirginleşir” diye konuştu.

TEKRARLANAN ENFEKSİYONLAR KALICI HASTALIKLARA YOL AÇABİLİR

Yrd. Doç. Dr. Oflaz, çocuklarda tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonlarının kalıcı hastalıklara yol açabildiğine işaret ederek, şunları aktardı: ”Kalıcı geniz eti büyümesi, sinüzit, orta kulak enfeksiyonu, orta kulakta sıvı birikmesi ve ileride işitme azlığı gibi kalıcı problemlere yol açabilir. Bunlardan çok daha önemlisi, çocuklarda boğaz enfeksiyonlarının sık görüldüğü için ‘ortalık hastalığı’ olarak düşünülmesi ve aileler tarafından önemsenmemesidir. Bazı çocuklarda ‘beta mikrobu’ ile oluşan boğaz enfeksiyonlarından sonra, bademcik iltihabını izleyen dönemlerde eklem rahatsızlıkları ve kalp kapaklarına zarar veren kalp romatizması oluşabilir. Beta mikrobundan kaynaklanan bademcik enfeksiyonu sonrasında ortaya çıkan kalp romatizması, kalbin her tarafını ve özellikle de kalp kapaklarını tutarak erken dönemde kalp kapak yetersizliğine ve ileride suni kapak takılmasına kadar varabilecek durumlara yol açabilir.”

Çocuklardaki romatizmanın erişkinlerden daha tehlikeli olduğuna dikkati çeken Oflaz, şöyle devam etti: ”Ülkemizde eklem ağrısı yakınması olan bir çocuğa sıklıkla aileleri tarafından ağrı kesici ilaçlar verilmekte ve bu ağrılar yanlışlıkla büyüme ağrısı olarak yorumlanmaktadır. Oysa eklem ağrısı bademcik enfeksiyonu rahatsızlığının bir bulgusudur ve kalp tutulumuna doğru gidişin ilk habercisi olabilir. Maalesef tanı almamış ya da geç tanı almış bazı çocuklarda tüm hayatını etkileyebilecek kalp bozuklukları görülebilmektedir. Bu hastalığın, ülkemizde genç yaşta kalp nedeniyle ölümlerin en sık sebeplerinden birisi olduğunu vurgulamak isterim.”

Oflaz, çocuğunda eklem ağrısı olan ailelerin çocuk hastalıkları uzmanına başvurması, ailelerin çocuklara kendi başına antibiyotik veya herhangi bir ağrı kesici vermemesi gerektiğini söyledi.

Çocukları enfeksiyondan korumanın mümkün olmadığını belirten Oflaz, bulunulan ortamın havalandırılması ve el yıkama alışkanlığı kazandırılmasının riski azaltacağını sözlerine ekledi.

Ani sıcaklık değişimi hasta ediyor!

Posted on by

Yeni Asır’da yer alan habere göre hava sıcaklıklarındaki ani düşüşün enfeksiyon riskini artıracağı belirtildi. İçhastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, yaptığı açıklamada, bir süredir yaşanan ”pastırma yazı” sıcaklarının, yerini yarından itibaren soğuk havaya bırakacağını söyledi.

Vücut fizyolojisinin bu tür ani sıcaklık değişimlerini tolere etmekte zorlandığını anlatan Türk, şunları kaydetti: ”Pastırma yazı olarak tabir edilen günlerin ardından sıcaklığın yaklaşık 10 derece düşecek olması, vücudu enfeksiyonlara karşı daha zayıf hale getirecek. Bu tür hava değişiklikleri en çok akciğer ve boğaz enfeksiyonlarına yol açar. Özellikle şeker, böbrek, kronik akciğer hastaları ile yaşlılar ve çocuklar çok dikkatli olmalıdır. Öncelikle, soğuklara ince, yazlık kıyafetlerle yakalanmamak gerekir. İlk önlem olarak bizi soğuktan koruyacak kıyafetler giymeliyiz. Ayrıca beslenme de büyük önem taşıyor. Turunçgiller ve kışlık yeşil sebzeleri bolca tüketmek, vücudu soğuğa karşı doğal bir kalkan gibi koruyacaktır.”

Ani sıcaklık değişimlerinde hastalanacak riskli gruplar içinde çocukların da yer aldığını ifade eden Türk, şöyle devam etti: ”Çocukların vücut direncini artırmak için sabah mutlaka sıkı kahvaltı yaptırılmalıdır. Çocuklarımızın vücut direncini artırmak için en pratik çözüm; günde bir bardak süt içmelerini sağlamak. Sütün içindeki D vitamini, savunma sistemini müthiş şekilde destekliyor. Ayrıca süt, hem zeka hem fiziki olarak çocuklarımızın sağlıklı gelişimine katkıda bulunan en önemli besin. Bu nedenle okullarda başlatılan ücretsiz süt dağıtımı konusu üzerinde daha fazla durmak gerekiyor. Süte harcayacağımız 1 liranın, ülkemize bin lira olarak geri döneceğini hiçbir zaman unutmamalıyız.”

1 2 16 17 18 19 20 21 22 23 24 166 167